Başarı Abidesi: Helen Keller #2

Bu yazımda yine bir önceki paylaşılan metnimde hayatının sadece ilk on yılını anlatmama rağmen içerisine birçok başarıyı sığdırmayı becermiş Helen Keller konuğum olacak. Hatırladığınız gibi küçük Helen’ın konuşmayı çabalaması üzerine noktayı koymuştuk. Şimdi kaldığımız yerden hızla devam ediyoruz ve “87 seneyi devirmiş.” diyebileceğimiz bu nadide hanımefendinin ömrünü, yaptıklarını bize ilham olabilmesi niyetiyle inceliyoruz.

Eğitim Yılları

Konuşma arzusunu paylaştığı senelerde bunu yapabileceğine yürekten inanıyordu Helen Keller çünkü nasıl olduysa Norveç’te aynı kendisi gibi görme ve işitme engelli bir kızın bu yeteneği kazandığını öğrenmişti. İlk etapta öğretmeni ve birkaç yakınının anlayabileceği sesler çıkarmak seviyesine gelebilmişti ancak bu durum kendisini hedefinden uzaklaştırmadı. Ayrıca koyduğu diğer hedeflere de ulaşacağına dair umudu vardı. En mühim gayesiyse diğer insanlar gibi okula gitmek ve bilgili bir insan olarak yetişmekti. Bakalım bu uğurda hangi yollardan geçecekti?

1888-1890 yılları arasında kışlarını öğretmeni Anne Mandsfield Sullivan‘ın da mezunu olduğu Massachusetts’teki Perkins Körler Okulunda Braille alfabesini öğrenmek için harcadı. Biricik yoldaşı Anne, görme engelliler için özel olarak geliştirilmiş bu alfabeyi ona öğreten yegâne kişiydi. Burada kısa sürede

1890 yılında önceden dediğimiz gibi Boston’daki Horace Mann Sağırlar Okulundan gelen gelen bayan Sarah Fuller ile konuşma derslerine başladı. Başkaları onu anlayabilsin diye konuşmayı öğrenmek için 25 yıl uğraşacaktı. Bıkmadan, usanmadan geçecek çeyrek asır…

1894‘ten 1896‘ya kadar Keller, New York’taki Wright-Humason Sağırlar Okuluna katıldı. Orada iletişim becerilerini geliştirmek için çalıştı ve düzenli akademik dersler aldı. Anne Sullivan yine Helen Keller’ın yanından hiç ayrılmadı. Derslerde ona bir tercüman olarak yardımcı oldu. Öğretmenin anlattıklarını onun eline çizdi. Bir taraftan da Helen’in dersleri okuyarak takip edebilmesi için ders kitaplarını Braille olarak yazdı. Bu süre zarfında Helen ciddi bir karar verdi: “Bir gün üniversiteye gideceğim!” diyordu. Onun lügatında “vazgeçmek” yoktu.

Takvimler 1896 senesini gösterdiğinde, yani 16 yaşında, Helen üniversiteye hazırlanmak maksadıyla Cambridge Genç Bayanlar Okuluna kaydını yaptırdı. Adı geçen okul, kadınlar için Radcliffe Kolejine bir hazırlık okuluydu ve burada Anne Sullivan’la birlikte eğitimini sürdürdü.

Helen Keller, nihayet 1900‘de günümüzde Harvard Üniversitesi ile birleşmiş olan, kadınların devam ettiği Radcliffe College adlı yüksek öğrenim kurumuna girmeye hak kazandı. Yine yeni okulundaki eğitimi boyunca yanında Anne vardı. Zahmetli bir şekilde öğrencisinin eline kitap üstüne kitap, ders üstüne ders heceleyerek ona desteklerini sunmaya devam etti, yetmedi kendisiyle konferanslara katıldı. Lâkin okuldaki zorlu çalışma, Anne Sullivan’ın gözlerinin daha da bozulmasına yol açmıştı. Güçlüklerle dolu dört yıllık bir eğitimin ardından 1904 yılında, 24 yaşında edebiyat fakültesinden diplomasını onur derecesiyle (cum laude) ellerinde tutan Helen, aynı zamanda “lisans derecesi alan ilk kör-sağır kimse” unvanına da sahip olmuştu.

Keller’ın zahirdeki resmi eğitimi bu noktada son bulsa da hayatı boyunca modern insanlar için önemli olan tüm konularda çalışmaya ve bilgi sahibi olmaya devam etti. Ayrıca pek çok üniversiteden onursal doktora derecesi aldı.

Diğer Başarıları

Henüz üniversite sıralarındayken, 1903 sularında, Kadınlar Evi dergisinde (Ladies Home Journal) yazdığı seri olarak yer alan “Hayatımın Öyküsü” kitap olarak yayınlandı. Hem normal daktiloyla hem Braille daktilosuyla yazdığı bu kitap, içerisinde Keller’ın çocukluktan 21 yaşındaki üniversite öğrencisine dönüşümüne kadarki anılarını barındırıyordu. Eser ilk başta pek tutmadı. Ama sonradan bir klasik hâlini aldı, 50’den fazla dile çevrildi.

Tek yazdığı kitap Hayatımın Öyküsü değildi; körlük, sağırlık, sosyal olaylar ve kadın hakları gibi konularda da 13 kitap yazdı Helen. Yayınlanmış diğer çalışmalarından bazıları şunlar oldu: İyimserlik (Optimism), Yaşadığım Dünya (The World I Live In), Taş Duvarın Şarkısı (The Song of the Stone Wall), Karanlığın İçinden (Out of the Dark), Benim Dinim (My Religion/Light in My Darkness), Öğretmen Anne Sullivan Macy

Buna ek olarak, dergilere ve gazetelere sık sık katkıda bulundu. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca Keller, körlük, kadınların oy hakkı, pasifizm, doğum kontrolü, sosyalizm dahil olmak üzere sosyal-politik meseleleri ele aldı.

Sosyalist bir düşünce yapısına sahip olan Helen Keller, yukarıdaki zikrettiklerimize benzer konularda, milletvekilleriyle ve cumhurbaşkanlarıyla görüşmeler yaparak engellilerin ve kadınların çeşitli haklarını güvence altına alacak yasalar çıkarılması için çalıştı. Görme ve/veya işitme engelli bireylerle ilgili kuruluşların hizmetlerini yürütebilmesi için onlara mali yardım kaynakları sağlanması konusunda kampanyalar düzenledi.

1913‘te (bir tercüman yardımıyla) ders vermeye başladı.

1915‘te ünlü şehir plancısı George Kessler ile birlikte körlük ve yetersiz beslenmenin nedenleri ve sonuçlarıyla mücadele etmek için Helen Keller International‘ı kurdu.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, daha sonra Amerikan Braille Press olarak adlandırılan Kalıcı Kör Savaş Yardım Fonu’nun ilk yönetim kurulu üyelerinden oldu.

1920‘de Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği‘nin kurulmasına yardım etti. Amerikan sivil haklar aktivisti Roger Nash Baldwin ve diğerleri ile beraber adım attı.

Amerika Görme Engelliler Vakfı (American Foundation for the Blind) 1921‘de kurulduğunda, Keller çabaları için etkili bir ulusal çıkışa sahipti. 1924‘te üye oldu ve görme engellilere farkındalık, para ve destek sağlamak için birçok kampanyaya katıldı, ülke ülke dolaştı. 1924’ten ölümüne kadar vakıf kadrosunda yer aldı ve ulusal ve uluslararası ilişkiler danışmanlığı yaptı. Ayrıca 1924‘te Bayan Keller, vakıf için “Helen Keller Bağış Fonu“nu toplama kampanyasına başladı. 

1946‘da, Amerikan Braille Press , Amerikan Denizaşırı Körler Vakfı (American Foundation of Overseas Blind) olunca Helen Keller uluslararası ilişkiler danışmanı olarak vakfa atandı.

1946 ve 1955 yılları arasındaki yedi gezi sırasında beş kıtada 35 ülkeyi dolaştı. Aldığı her görev, her sorumluluk kendisinin seyahat etmesini gerekli kılıyordu. Bu konferanslarını konuşma ve işaret lisanı yoluyla veriyordu. Diğer insanlar kadar düzgün olmasa da Helen, konuşmayı öğrenmeyi başarmıştı.

1955‘te, 75 yaşındayken Keller, hayatının en uzun ve en yorucu yolculuğuna çıktı: Asya’da 40.000 millik, beş aylık bir yürüyüş. Birçok konuşması ve görünüşüyle ​​milyonlarca insana ilham ve cesaret verdi.

Dünyaya Hiç Açılmamış Gözlerini Kapaması

1861 senesinde ilk kalp krizini geçirdiğinde önemli bir karar daha verdi Helen: toplumdan uzaklaşmak. Böylece kendisi için yeni bir dönem söz konusuydu. Artık sessizce Arcan Ridge’de yaşamaya başladı. Ailesi, yakın arkadaşları ve Amerikan Körler Vakfı ve Amerikan denizaşırı Körler Vakfı’ndan ortaklarıyla görüştü, vakit geçirdi. Özellikle okumak için çok zaman harcadı. En sevdiği kitaplar İncil, şiir ve felsefe ciltleriydi.

Kamu hayatından emekli olmasına rağmen, Helen Keller unutulmadı. 1964’te daha önce sözü edilen Başkanlık Özgürlük Madalyası’nı aldı. 1965’te New York Dünya Fuarı’nda Kadınlar Onur Listesi’ne seçilen 20 kişiden biriydi.

Helen Keller 1968 yılında 88’inci doğum gününe az bir vakit kala (1 Haziran) Arcan Ridge’te vefat etti. Külleri, sevgili arkadaşları Anne Sullivan Macy ve Polly Thomson’un yanında, Washington Katedrali’nin St. Joseph Şapeli’ne yerleştirildi. Bu vesileyle katedralde halka açık bir anma töreni düzenlendi. Düzenlenen cenaze merasimine, dünyanın çeşitli yerlerinden katılan çok büyük bir kalabalık onu saygıyla uğurladı. Böylesine büyük bir kalabalığın böylesine içten ilgisi 20. yüzyılda çok az sayıda kişiye gösterilmişti.

Helen Keller, çoğumuzun yapamadığı, başaramadığı şeyleri göremediği, duyamadığı ve konuşamadığı halde başardı. Kanoyla, yelkenliyle gezintiye çıkan, yüzen, satranç oynayan, bisiklete binen, tiyatroya, müzeye giden, parmaklarının ucuyla dünyayı keşfeden, Latince, Almanca, Fransızca, İngilizce, Rusça okuyabilen, duymadığı halde sesine yön ve güç vererek konuşmayı beceren bir insandı.

Kısacası Helen Keller, azmin ve zaferin abidesidir.

Evet, sevgili okuyucular. Bir serimizin daha finaline geldik. Biliyorum, ikinci ve son yazı biraz daha kronolojik sıralamaya kaçtı. Öncekinden farklı olarak hikâyemsi yapının bu sebepten kaybolduğu da aşikâr lâkin geçen hayatının doluluğuna , gerçekleştirdiği faaliyetlere, dokunduğu hayatlara baktığımız zaman siz de bana hak verecek olursunuz ki teferruatlı olarak saydıklarımı yazmak, üstüne üstlük öykü çerçevesinde kalmak ortaya bir kitap çıkartırdı. Zaten bunu Keller kendisi yapmışken bana ne hacet!

Pekâlâ sizlerin saygıdeğer hanımefendi Helen Keller hakkındaki yorumlarınız neler? Yaklaşık 88 yıllık serüveninde sizi en çok etkileyen kısım ne oldu? Benimle düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin lütfen! Bu arada tüm bu metinde en ufak bir yerde bile sürçülisan ettiysek, affola.

Kaynakça

YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz