Çocuk Gelinlere: Sitara

Anneler Günü’nün kapıda olduğu bir zaman dilimindeyiz. Etrafımızda göz alıcı mücevherlerin, kullanışlı eşyaların, renk renk, boyut boyut çiçeklerin kısaca hediye olarak sayılabilecek her türlü metânın reklamı kol gezmeye başladı bile. Mutluluk tabloları derseniz boy boy sergileniyor. Peki ya gencecik yaşında, istemeden, anne olmanın zorluğuyla karşılaşanlar mayıs ayının ikinci pazar gününü bu denli sevinçle kucaklayabilirler mi? Yoksa ellerinden alınmış hayatları en çok bu tarihte gözlerine battığından içleri sızlar mı? Üzerinde durmaya değer bir konu olduğunu düşündüm ve bu hafta sizler için onlardan birisi olma potansiyeli taşıyan muhayyel bir karakter üzerine yazmak istedim.

Sitara: Kızların Hayalleri Sönmesin

Pari daha on dört yaşında, hayali pilot olmak olan bir kız çocuğu ve aslında evlerinin çatısında kardeşiyle kağıttan uçak yapıp atmasına müsaade eden oldukça geniş bir teras mevcut. İki kardeşi var, biri erkek diğeri kız. Ebeveynler evlatlarının başında, ailenin herhangi bir kaybı yok. Buraya kadar güzel ilerledik, sanki her şey yerli yerindeydi. Öyleyse sorun ne olabilir? Tabii ki Pari’nin 1970’lerin Pakistan’ında yaşaması. Tam da bu noktada, zikrettiğim “1970” senesi ve “Pakistan” kelimesinin ardından, anlıyoruz ki pilotluk bizim ana kahramanımız için hakîkî mânâda “hayal” olarak kalacak çünkü kendisi, babası tarafından hakkında verilmiş hayati bir kararla mücadele etmek (!) mecburiyetinde: evlilik

Sessizlik Aslında En Büyük Çığlıktır

Madem hâdiseye şöyle bir hâkim olduk, gelelim hikâyenin azıcık da işleniş biçimine. Geçmişten bu yana süregelen ve toplumumuzun da kanayan yarası olan “çocuk gelin” bahsinde on beş dakika boyunca sessizliği tercih eden Pakistan’ın iki Oscar ödülü kazanmış ilk kadın yönetmeni statüsündeki senaristimiz ve yönetmenimiz Sharmeen Obaid-Chinoy, karakterlerin arasında hiçbir konuşma geçirtmiyor. Bu çarpıcı ayrıntı da bizi görselliğe diğer yapıtlardan daha fazla odaklanmaya zorluyor. Son derece canlı renklerden, aralara serpiştirilmiş parıltılardan, uzak yahut yakın planda gösterilen mimiklerden neticede yığınla anlam çıkarıyoruz. Duyguların ön safhalarda yer aldığı kısa filmimizde “Böyle elzem bir konuda tek kelam etmenin dahi gerekli olmadığı, meselenin yalnızca sûretlere bakılarak bile anlaşılabileceği” mesajı gayet yerli yerinde verilmiş.

Görselliğin ardından dikkatimizi celbeden diğer bir başlık ise ses efektleri veya müzikler. Diyalogların olmamasından doğan boşluk Grammy ve Emmy ödüllü müzik bestecisi Laura Karpman’la güzel bir iş birliği yürütülerek doldurulmuş. Merak etmeyin, sizi sadece hareketli resimler bekliyor değil. İddia ediyorum izlerken sıkılmayacaksınız.

En can alıcı maddeyi sona sakladım. Neden mi? Bence apayrı bir sezme gücü gerektiriyor da ondan. Genellikle şiir üzerinden karşımıza çıkan “sehl-i mümteni” kavramı adeta vücut buluyor eserde. Tüm yaşananlar Pari’nin yukarıda gördüğünüz yalnızca altı yaşındaki kız kardeşi Mehr’in gözünden anlatılıyor. Peki bu ne anlama geliyor? Durun aklınız karışmadan yaptığım çıkarımları yazayım. Ülkedeki kadınlar/kızlar o kadar ezilmişler ki başlarından geçen bir olayı anlatmaktan çekiniyorlar. Kendilerini ifade etmekten aciz hâldeler. Aracı bulmamız lazım bizim onların neler yaşadığını anlayabilmemiz için. Ek olarak seçilen aracının yine bir kız çocuğu olması gösteriyor ki hallerinden ancak hemcinsleri anlıyor. Lâkin yaşının ufak olmasından dolayı neler döndüğünden bihaber ortalıklarda dolaşması, gülüşünü çoğunlukla koruyabilmesi, e azıcık da olsa nazının geçebilmesi olayları yumuşatıyor, daha masumane sergiletiyor. Nihayetinde anlatılan şey eğlenceli bir hâtıradan öteye gidemiyor.

Hâlâ Umut Var!

Atlatılan (!) bâdirelerin ardından, bitiş jeneriğinin bir kısmında bize sunulan illüstrasyonlarsa ayrı bir hikaye anlatıyor. Eşinin, en küçük kızının ve hatta oğlunun desteklerini göremeyen, onlardan uzak düşen babamız -dersini almış olacak- Mehr’i okula gönderiyor. Küçük kardeş mezun oluyor, pilotluk mesleğini eline alıyor. Son karelerde de uçağa binerek yolculuğa çıktığını görüyoruz. Ve gönül rahatlığıyla “Hâlâ umut var! “diyebiliyoruz.

Ben, 2020 yapımı bu animasyon kısa filme geç rastlamış olsam bile kendisine bayıldığımı söyleyebilirim. Sizlerin de izledikten sonraki yorumlarınızı bekliyorum! Başka bir animasyon kısa film serisi olan “Autodale” hakkındaki yazımı okumak isterseniz Buradan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

  1. […] Ve bu esnada büyükbabamızın kendisine baskın yapması kaçınılmazdır. Aynı Sitara‘da olduğu gibi Canvas kısa filminde de diyalogsuzluğun tercih edilmesi, bana soracak […]

Sizin Düşünceleriniz