Dünyanın İlk Yapay Dili

Bir yanda “Dil”; en temelinde insanların birbiriyle anlaşabilmesi için ortaya çıkmış, artık sayısı yedi binlere ulaşmış oluşum. Diğer yanda “Yapay”lıktan dolayı akla gelen teknoloji; giderek revaçta olan, geleceğin “onsuz düşünülemez” hâle gelmiş kavramı. Peki Artificial Intelligence (Yapay Zeka)’ın ortalarda fink attığı şu zamanda size aslında inşa edilen ilk yapay dilin bu topraklardan çıktığını söylesem, tepkiniz ne olurdu? Durun, durun! Üstelik bunun bahsettiğimiz Artificial Intelligence ile alakası dahi yok çünkü meydanlarda görünme tarihi on altıncı yüzyıl! O zaman gelin kısa bir şekilde Bâleybelen’i ve Muhyî Gülşenî’yi tanıyalım.

Yapay Dil için Bir Garip İsim: Bâleybelen

Aynı Sebilürreşad gibi eski ve birbirine girmiş birkaç sözcükten oluşuyor Bâleybelen. Mucidi Muhyî tarafından kendisiyle alâkalı olacak şekilde tercih edilmiş bir isim. Peki bakalım biz aradaki bağlantıyı nerede yakalayabileceğiz? Kelimemizi incelemeye başlayalım.

Bâleybelen Yazımı

Öncelikle Bâleybelen, “Bâle’y-belen” yazımından günümüze birleşerek gelmiş. Tamlamamızın ilk kelimesi olan “Bâl”, “dil, lisan” mânâsına gelmektedir. Diğer anlam taşıyan sözcüğümüz olan “Belen” ise “dirilt-, hayat ver-” mealindeki “Bel” fiiline “-en” son eki gelmesiyle oluşmuş bir sıfat-fiil. Tam karşılığı “Dilsizleri dillendiren” ya da “Dilsizlere hayat veren“dir.

Bu konu hakkında Mustafa Koç, “Babilden Bâleybelene: İlk Yapma Dil, İlk Kutsal Dil” başlıklı çalışmasında neden “Bâleybelen” kelimesinin kullanıldığını şu şekilde çözümler:

“Söz dizimi, Arapçayı esas aldığından Lisânü’l-Muhyî tamlamasına Bâleybelen karşılık gelir.”

Kimdir Muhyî Gülşenî?

1528 yılında Edirne’de gözlerini açan Muhyi Gülşenî’nin asıl adı Mehmed bin Fethullah Ebu Tâlib’dir. Ciddi bir eğitimi olur. İlme ve tasavvufa bağlılığı olan babası sayesinde Üçşerefeli Medresesi’nde başlayan öğrenim yolculuğu İstanbul’a taşınır ve devrin ileri gelen ilim adamlarından dersler alır. Bu dönemde Kanunî Sultan Süleyman’a şiirlerini sunarak ilgisini çekmeye çalışır. Düzenlenen edebiyat toplantılarına da bu evrede yoğunluk verir.

Medrese öğretiminin ardından Mısır’a kadı olarak atanan Bâkî Efendi’ye vekâlet olarak eşlik eder. Bu görevi bıraktıktan sonra Kahire’ye yerleşir. Burada, Gülşenî tarikatının kurucusu İbrahim Gülşenî’nin vefatından sonra yerine geçen oğlunun halifesi olur. İstanbul’a kısa süreliğine dönüş yapar ancak burada mürit kitlesinin artmasından ve şeyhine rağmen kendisinin yoğun ilgi görmesinden huzursuzlanan Muhyî, Kahire’ye döner.

Hac vazifesi sonrası şeyhine damat olur ve tekkede müritlerin yetişmesinde hocalık yapar. Birkaç kez daha İstanbul ve Edirne’ye ziyaretler düzenleyen Muhyî, Mısır’da, 1605 senesinde vefat eder ve Gülşenîhane’nin haziresinde defnedilir.

Dil İnşa Etmek de Nereden Çıktı?

Genelde yapma dilleri ortaya çıkaran sebepler arasında birbiriyle çelişen iki amaç öne çıkar: bilgiyi sırlamak ve bilgiye erişimi kolaylaştırmak. Muhyî Gülşenî’nin çalışması iki uçlu olmak itibarıyla diğer yapma dillerden ayrılır.

Birinci Gaye: Bilgiye Erişimi Kolaylaştırmak

Osmanlı’nın on altıncı yüzyıldaki hâkimiyet sahasına baktığımızda gördüğümüz çeşitlilik elbette ki lisan cihetinde de mevcuttur ve koca imparatorlukta, bu büyük coğrafyanın farklı dilleri konuşan unsurlarının bir araya getirilmesi, bu unsurlar arasındaki iletişimi temin eden ortak bir dili zorunlu kılmıştır. Zaten Gülşenî’nin arzusu da tam olarak, kurduğu yapma dille cümle cihanın konuşması ve bu muvaffakiyeti görebilecek bir yaşa erişebilmesidir.

İkinci Gaye: Bilgiyi Sırlamak

Muhyî’nin ürettiği bu dil için ikinci fonksiyon ise din ve dünya görüşünün hakim anlayışla çatıştığı zamanlarda cereyan edecek sıkıntıları, rahatsızlıkları gidermeyi amaçlayan gizlemedir. Zira kendisinin de pek yakından alakadar olduğu dergâh işlerinde daha İbn Arabî hayattayken başlayan ve o yüzyılda muhaliflerin sert müdahaleleriyle sufîlerin aleyhine sonuçlar doğuran hamlelerin bir neticesi olarak sadece bir kesimin çalışmalarında kullanacağı özel bir dili hazırlamak elzem hâle gelmiştir.

Bâleybelen’in içerdiği tam 10.000 kelime Türkçe ve Farsçadan oluşmaktadır. Cümle dizilişi olarak temel alınan Arapçanın üzerine konulan bu sözcükler aynı Türkçe gibi sondan eklemeli şekildedir. Kelime türetmek iki biçimde gerçekleşir: Yapım ekleri ve birleştirme yoluyla. Ses bilgisi için sayabileceğimiz başlıca özellikleri ise şunlardır: ünsüz düşmesi, ünlü düşmesi (kelime başında, ortasında ve sonunda ünlü düşmesi), hece binişmesi, ünlü değişmesi, ünsüz değişmesi, ses dönüşmesi, ses türemesi.

Ekseriyetle ikinci maddede andığımız emel uğruna, yani dindeki ve tasavvuftaki bazı konuları, avamın ve bazı medrese ehlinin anlam yükleyememesi sonucu ortaya çıkarttıkları düşüncelerden korumak için icat edilen Bâleybelen’le toplamda 200 eser yazılır, bu külliyat 12 risaleden oluşur.

Mucidi Muhyî’nin vefatının ardından öğrencileri tarafından devam ettirilmeye çalışılsa da başarılı olunamaz ve dil kullanılmaz olur. Günümüze bu dille yazılan eserlerden pek azı gelebilmiştir.

Beş asır önceden kalan “Bâleybelen” üzerine çalışmalar yapan ve bu dilin şifrelerini beş yılın sonunda çözen kişi ise dilbilimci Mustafa Koç’tur. Yukarıda bir görseli de yer alan, 2006 yılında çıkmış kitabıyla bulgularını yayımlar.

Aslında incelenecek bir sürü noktayı bünyesinde barındıran dünyanın ilk yapay dili hakkında size öz ve kolay okunabilecek bir yazı sunmaya çalıştım. Umarım bunu başarabilmişimdir. Görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın!

Kaynakça


İlk Yapma Dil: Bâleybelen

Bilim Tarihinin İlk Yapma Dili BÂLEYBELEN

YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz