Empati köşesi #4 : Bilinçaltı

Empati Köşesi Nedir?

Empati, genellikle insanların karşıdaki kişinin gözünden olaylara bakabilme yetisine denir. Dördüncü yazısını yazdığım bu  empati serisinde günlük insan ilişkilerinde empati temalı alt birimleri kendi zihin dünyamda harmanlayarak siz saygıdeğer okuyucularımızın takdirine sunmaya çalışacağım. Serinin ilk yazısına buradan ulaşabilirsiniz.


Bilinçaltı

Saygıdeğer okuyucularımız, öncelikle merak ediyorum. Bilinç nedir? Biz bu bilincimizi ne kadar kullanabiliriz. Genelde sizlere izahı zor sorular soruyorum. Tek bir cevap isteyen bir yapım da yok zaten. Sebebi de gelişimin çeşitlilikten geldiğine inanmamdır. Bakış açımızı, kanaatimce her daim gözlüklerimizin dışında tutmalıyız. Aksini iddia edebilirsiniz. Hatta ederseniz ve bana kendi gözünüzden dünyayı tanıtırsanız sevinirim. Benim size sorduğum bu soruların cevabını bizzat kendim almıyorum. Aslında bilinçaltınıza bu cevapları siz veriyorsunuz.

Konudan fazla uzaklaşmadan tekrar sorayım bilinç nedir? Bilinç bir bakımdan bedenimizle aramızdaki en sağlam bağ değil midir? Yani yoğun bakımdaki hastalara bilinci kapalı diyorlar. Ve bedenlerini istekleri dahilinde hareket ettiremiyorlar. Yani bilinç insanı insan yapan değerdir değil mi? Bilinç ve bilinçaltı üzerinde bir buzdağı benzetmesi yapılmıştı. Benim de kafama takılan bir nokta var. Buz dağının görünmeyen kısmı eğer bilinçaltımız ise ve biz de dalış yaparak buzdağının o kısmını keşfedebiliyorsak aynı şey bilinçaltımızda da geçerli olabilir mi?

Burada bir psikoterapistin ulaşmasından bahsetmiyorum. Atalarımız “Terzi kendi söküğünü dikemez.” demişler. Aynı fikirde olmadığımı belli etmişimdir. Yani insanların temel yaşam faaliyetleri için bile başka birisine muhtaç kalması salgın niteliğinde bir hastalıktır. İnsan önce kendini tanımalı derim. Ancak bilinçaltına nelerin kazındığını nasıl öğrenecek değil mi? Onu büyüten insanları baz alarak tanıyacak kendini. Daha sonra isterse kendi yaşamına göre şekillendirebilir. Aslında bilinçaltımız bize zamanı geldiğinde bu bilgileri ilettiği zaman biz hatırladığımızı düşünüyoruz. Unutmadan hatırlanamaz değil mi?

Bir çocuğa verdiğimiz tüm cevapların ve onun gördüğü her şeyden nasıl etkilendiğinin farkında olmak gerekiyor. Yoksa bu gidişle 23. yüzyılı göremeyebiliriz. Ki bu sadece çocuklarla sınırlı kalmıyor. İnsanları hareketlerine dikkat eden biri olarak 50 – 60 yaşındaki bireylerin zihinlerindeki aydınlanmaları görebiliyorum. Bu bir marifet olsaydı keşke ama insanların vücut dilini okuyabilmek bilinçaltını da bir nebze okumak gibi oluyor. Zihnimiz düşünebileceğimizin ötesinde bir dünyaya sahiptir.

Saygıdeğer okuyucularımız telefonlarda bir şeyden böyle bahsedince reklamlar çıkıyor ya karşımıza. Bunu gündelik bir konuda yakınınızdaki birinde deneyin. Özellikle de böyle fark edilecek bir şey üzerinde yapın. Ben kendimden örnek vereyim. Yakın zamanda gözle görülür miktarda zayıfladım. Ve beni gören herkes (Sırrın ne?, Mideni mi küçülttün? Ekmek yiyip nasıl kilo veriyorsun?) gibi şeyler söylüyorlardı. Bense onları yanıltmak istemediğim için olanı söyledim. Ve onlar da yeme alışkanlığı edinmeden zayıflayamayacaklarının farkına vardılar. Gerçi günümüzde bu fikir aşılamayı günlük hayatımızda çok yapıyoruz. Özellikle de sağlık sorunlarında (Aaa benimde sırtım ağrıyor ver kullanayım) maalesef kötü bir durum 2 semptom tutunca aynı hastalık aynı tedavi mantığında olan bir nesildik. Ama bu durumun hemen hemen 10 yıl içerisinde neredeyse yok olacak seviyeye geleceğini düşünüyorum. Neden iki dinleyip bir konuşmamız gerektiğini toplumda bilinç dışı bırakabileceğimiz ve bıraktığımız etkilere bakarak görüyoruz.

Saygıdeğer okuyucularımız neyi neden yaptığınızı kimse sizden daha iyi bilemez. Bilinciniz rahmete erene dek açık kalması dileğiyle diğer yazılarıma ilk paragraftan ulaşabilirsiniz.

YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz