Hayatın Kısa Bir Simülasyonu : Satranç

Satrançın felsefesini anlamak için önce satrançı kısaca anlamamız gerekir. Satranç 8×8 bir alanda 16’şar taşla oynanan bir oyundur. Farklı şekillerde karşımıza çıksada aslında satrançta iki renk vardır; siyah ve beyaz.

Asıl amaç rakibin şahını ele geçirmektir. Satrancın özünde diyalektik bulunur. Yapılan her hamlenin oyunun sonuna etkisi bulunur. En kritik part ise başlangıçtır. Bu sebepten her hamle hesaplanarak yapılmalıdır. Bu da satrancın insan hayatına en çok benzeyen özelliğidir. Oyunun başında ne ekerseniz sonunda onu biçersiniz.

Bir satranç oyununun üç aşaması vardır. Birincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu umduğunuz andır, ikincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu düşündüğünüz andır ve üçüncüsü. Kaybedeceğinizi bildiğiniz andır!

Savielly Tartakow

Satrancın Tarihçesi

Satrancın doğuşu hakkında net bilgi bulunmamakla birlikte, ilk olarak M.S 6. Yüzyılda Hindistanda ortaya çıktığını düşünülmektedir. 10. yüzyıla geldiğimizde ise satranç artık tüm Asya, Ortadoğu ve Avrupa da yaygınlaşmaya başlamıştır.

Özellikle de Avrupada soylu kesim tarafında oldukça benimsenmiştir. Yıllar içersinde değişen oyun 18. Yüzyılın sonlarında günümüzdeki modern haline gelmiştir.

Satrancın Arkasındaki Motivasyon

Satranç netice itibari ile sonuç odaklı bir oyun olsa da bu oyunu güzel yapan şey kazanmak değil, kazanma yolundaki süreçtir.

Satranç insan hayatı gibidir. Yapılan her hamle sizi bir sonraki hamle için hazırlar ve zeminini hazırlar. Şansa dayalı bir oyun değildir elinize her zaman fırsatlar geçer ama kazanmak için doğru zamanda doğru hamleyi yapmanız gerekir.

Aynı zamanda psikolojik bir mücadeledir. Her zaman dikkatli ve oyuna konsantre olmanız gerekir. Rakibinizi hata yapmaya zorlamanız gerekir çünkü oyunun sonucunu ne kadar iyi geliştiğiniz değil, doğru zamanda doğru hamleyi yapıp yapmadığınız belirler. Satrançta kazanmak için bazı taşları feda etmeniz gerekir, tüm taşlanırınızı koruyamazsınız bazı taşları galibiyet için feda etmeniz gerekir. Ancak en önemsiz piyon bile oyunun sonunda bir vezire dönüşebilir ve sizin sonunuzu getirebilir. Esas olan doğru zamanda doğru zamanda doğru taşı feda etmendir.

Satranç hayat gibidir. Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları güçlü. Bazıları oyunun başında işe yarar, bazıları sonunda. Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın

Adam FAWER

grayscale photography of chessboard game
Photo by Felix Mittermeier on Pexels.com

Taşlarin İşlevleri ve Hikayesi

  • Şah

Şah oyundaki en değerli taşdır. Savaş meydanında nasıl komutanını liderini kaybeden ordu kaybederse sizde eğer şahınız esir düşerse oyunu kaybedersiniz. Tam oyun şah üzerine kurulmuştur. Oyundaki en güçsüz taşdır ama en önemli olandır. Tüm oyun rakibin şahını esir almak ve kendi şahınızı korumak üzerine kuruludur.

  • Vezir

Vezir oyundaki en değerli ikinci taştır. Hem yatayda hem çaprazda hareket edebilir. Oyundaki en güçlü taştır. Gerektiği zaman sadece oyuna sokulur çünkü yokluğu oyunun gidişatını direkt değiştirir. Tüm işi vezir yapar ama aynı zamanda feda edilebilecek kadarda değersizdir.

  • Kale

Kale Oyundaki en değerli üçüncü taştır. Gerektiğinde etrafta olması size oyunu kazandırır. Size her zaman koruru ama esnek değildir önü boş olmadıkça işlevsizdir. Bu sebebdendir ki oyuna genelde sonlarda girer. Ama oyuna girene kadar sizin saflarınızı korur, varlığı karşıya korku verir.

  • Fil

Satrançta fil, piyondan sonra oyunun en az değerli bilinen taşı olabilir. Genelde oyunun direkt içinde olmazlar uzaktan izlerler ama her zaman arkanızı kollar ve destekler. Doğru koşullar saplandığında rakibinizin başını ağrıtır ama tek başına kalırsa o kadar da değerli değildirler. Kolayca feda edilebilir.

  • At

Şahsen benim satrançta en sevdiğim taştır. Oyundaki en esnek taştır. Her zaman sizi ve rakibinizi gafil avlayabilir. Oyunun her safhasında etkilidir. Diğer taşlar gibi hareket etmezler arabalar girebilir, rakibinizin arkasına sarkabilir ve aniden oyunu değiştirebilir. Her zaman sizi destekler ama iş bitiriciliğe gelince sizi yarı yolda bırakabilir.

  • Piyon

Oyundaki hikayesi en güzel taş olabilir. Oyunun en değersiz taşıdır. Menzili çok kısadır her zaman ayak altında dolaşır. Sahayı açmak için ilk feda edilen taştır. Kimse tarafında önemsenmez ama oynunu sonunda eğer son kareye gelebilirse şah dışında istediği herseye dönüşebilir. Aslında insana en çok bezeyen taş budur. Eğer azimle sona ulaşırsa vezir bile olabilir ama bir o kadar de değersiz ve feda edilebilir olandır.

Özet olarak hepimiz aslında bu hayatta satranç tahtasındaki birer taşız. Bazılarımız vezir olarak doğar, bazılarımız piyon. Önemli olan oyunu nerede tamamladığımızdır. Her şey bitince piyon da şah da aynı kutuda…

Kaynakça


YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz