İşitme Engelli Bireylerin Düşünme Süreci

Hiç konuşmasak bile aklımızdan bir şeyler geçer durur. Düşünmeyi engellemek oldukça zor, hatta neredeyse imkânsızdır. İç Ses olarak adlandırılan ve her şahsın kendi tınısından meydana gelen bu monoloğu, çevrelerindeki sesleri algılayabilen insanlar bebeklikten itibaren kulaklarına dolup öğrendikleri kelimeler sayesinde yapıyor. Peki %90’ı duyabilen ebeveynlerin arasına doğan işitme engelli bireylerde bu süreç nasıl işliyor? Onlar düşüncelerini nasıl ortaya koyuyorlar?

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var, her alanda olduğu gibi işitme engelliliğinde de çeşitlilik mevcuttur. Ve düşünsel süreç bu dallanıp budaklanmadan nasibini almıştır. Bakalım biz bu yazımızda kaç farklı duyma engelli bireyin düşünme sürecini inceleyeceğiz.

Doğuştan Duyamayan ama İşaret Dilini Öğrenmiş Bireyler

Bu tarz kişiler işaret dilinde düşünürler. Duyabilen bir bireyin düşünce sürecinde kendi sesiyle düşündüklerini içinde kelimelere dökmesi durumu gibi işitme engelli bir birey de düşünürken kafasında yer alan düşünceleri işaret diliyle zihninde canlandırmaya çalışır. Yani görsel bir ortam oluşur ama bazen kısaltılmış bir vaziyette gerçekleşir çünkü bütün bunlar zihnin içerisinde akıp gider. Ayrıca düşünmek için ek olarak görüntüleri/imgeleri (images) kullanan bir kısım da vardır.

Doğuştan Duyamayan Ancak Ses Eğitimi Almış Bireyler

İşitme engellilere özel ses eğitimini almış kişilerin (yani belli bir ölçüde konuşabilen) düşünce sürecinde bu ikisi birleşir. Hem işaret dili hem de öğrendikleri ve çıkarabildikleri sesler devreye girer.

Lakin şunu unutmamak gerekir: Duyma engelli bireylerin ilk olarak temel alabilecekleri doğal, görsel bir dili öğrenmeleri elzemdir. Ardından hayatlarının ileriki zamanlarında dudak okumayı ve/ya konuşmayı öğrenebilirler. Direkt olarak ikinci aşamada saydığımız uygulamalara geçilmesi bireylerin zihinsel gelişiminin noksan kalmasına sebep olur. Milano Konferansı’nın peşi sıra alınan kararlar maalesef bunun acı bir örneğidir.

Milano Konferansı ve Olumsuz Sonuçları

1880’li yıllarda Milano Konferansı sonrasında Avrupa’da, Fransa ve ABD (ve ayrıca bazı ülkelerdeki tek tük okullar) hariç, işaret dili ve parmak/el alfabesinin kullanımının tamamen yasaklanmasına ve duyma engelli bireylerin konuşma dilini kullanmaya zorlanmasına, yani ‘’normalleştirilmeye’’ çalışılmalarına dayanan bir süreçte birçok işitme engelli birey zorluk çekmiş, son dönemlerde yapılan araştırmalar da hiç duyamayan bireylerin beyinlerinin konuşma dilini, işaret dili kadar etkin bir şekilde beyin işleyişinde kullanamadıklarını göstermiştir. Yani, işaret dili yerine konuşma dili öğretilen ve bu yolla düşünen bireyler, zihinsel süreçlerin gerçekleşmesine yardımcı olan ‘’iç ses’’i asla tam olarak geliştiremiyorlar.

Tabii ki “Beterin beteri vardır.” düsturunu gözeterek sadece konuşma dilinin kullanıldığı bu yöntemin­­­­ işaret dilini hiçbir şekilde almamış bireylere kıyasla çok az bir farkla artıları olduğunu söyleyebiliriz. Belli bir yaşa erişmiş, işaret dili eğitimi alma şansı bulamamış duyma engeli bireyler; beyinde gerçekleşen süreçlerin dil eksikliği nedeniyle aksamasından dolayı birtakım zihinsel engellerle karşı karşıya kalabiliyorlar. Zihinde yaşanan bu eksiklik, ileri yaşlarda çok daha ağır problemlere dönüşebiliyor çünkü beyin gelişiminin büyük bir kısmı erken çocuklukta tamamlanıyor. Bu sebeple seneler geçtikçe problemlerin çözümlenmesi çok daha zor bir hâl alabiliyor. Lafın özü, erken yaşlarda işaret dili eğitimi almamış olan duyma engelli bireyler, zeka engelli olarak etiketlenerek yaşamları boyunca birçok farklı zorlukla karşılaşabiliyorlar.

Peki Türkiye’de Neler Yaşandı?

“Türkiye Cumhuriyeti”nin henüz ortalarda olmadığı vakitlerde, Milano Konferansı’nda alınan kararın ardından fazla süre geçmemiş diyebileceğimiz bir zamanda, yani 1889-91 yıllarında, II. Abdülhamit döneminde kurulan “Sağırlar Mektebi” (Yıldız Sağırlar Okulu), Osmanlı İmparatorluğu’ndaki işitme engelli bireyler için modern anlamda eğitim adına ilk kurulan okul idi. Bu mektepte kökenleri Fransız İşaret Dili’nden (FSL) gelen, tek elli bir işaret dili modeli kullanılıyordu. Tabii ki bu işaret diline ek olarak Osmanlı Türkçesindeki ünlüleri ve Arapça harfleri gösterecek bazı parmak hareketleri konulmuştu. Cumhuriyetin ilânından sonra gerçekleşen Harf Devrimi’ne değin bu işaret dili eğitimin merkezinde olmaya, başkaca kurulan okullar tarafından da kullanılmaya devam etti.

1928 yılında, Latin harflerine geçtikten sonra günümüz Türk İşaret Dili‘ne (TİD) benzeyen iki elli bir işaret dili modeli benimsendi. Ancak Cumhuriyet döneminde giderek “oralist” etki arttı, özellikle 1950’lerde başlayan özel eğitim çabaları sırasında bu tesir “işaret dilinin tamamen yasaklanması”na dönüştü. 1953 yılında Sağırlar okullarında işaret dili yasaklandı, eğitimde “sözel yöntem” politikası kabul edildi. Okullarda işaret dilini kullanan öğrenciler uyarıldı. Ne yazık ki bu politika 52 yıl boyunca devam etti. Nihayet 2005 yılında çıkarılan “5378 sayılı Özürlüler Kanunu”nun 15. maddesi gereğince Türk İşaret Dili sisteminin oluşturulması ve bu konuda yasal düzenleme yapılması hükmü getirildi. Velhasılıkelam, bizim de Milano Konferansı sonucunda diğer ülkelerdeki işitme engelli bireylerin karşılaştığı gibi zorlu bir sürecimiz vardı.

Tek Elli İşaret Dili Örneği
İki Elli İşaret Dili Örneği

Duyma Cihazı Kullanan ya da Tamamen Duyma Kaybı Olmayan Bireyler

Bu bireylerin ne kadar duyabildiklerine bağlı olarak, düşünce süreçlerinde sesli sözcükler devreye girebilir.

Sizlere işitme engelli bireylerin düşünme süreci hakkında kısaca bilgi vermek üzere yazdığım bu yazıyı, hepimizin aslında birer engelli adayı olduğunu hatırlatarak bitirmek isterim. Yaşadığımız dünyada tek başımıza değiliz, bu sebeple etrafımızdaki olaylara dikkat kesilmeli gerektiğinde de araştırma yaparak haklarında bilgi sahibi olmalıyız. “Bilgi Sahibi Olmak” demişken, işaret dilinin hakkında malumat edinmek, onu öğrenmek isteyen arkadaşlar için Milli Eğitim Bakanlığı’nca koordine edilen Türk İşaret Dili Portalı‘nı öneririm.

Ayrıca YouTube’da da bununla ilgili bir seriyi sizinle paylaşıyorum. Şimdiden kolay gelsin (:

Kaynakça


YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz