Kayıp Kıta MU

İnsanlığın ilk var olduğu düşünülen, Pasifik okyanusunda yok olmuş bir bölge.

James Churchward uzun yıllar boyunca Mu’yu araştırmış, çok sayıda belgeye ve kil tabletine ulaşmış, naacal tabletlerinin tercümesine dayalı kitaplar yazmıştır. Bu kitapta Mu kıtası yaklaşık 15 bin yıl önce 64 milyon nüfusuyla su altında kalmış ve yeraltındaki gaz odalarının patlamasıyla yok olmuş bir imparatorluktur. Tabletlere göre Mu 3 kara parçasından oluşur ve çevresinde Endonezya, Polinezya, Juan Fernández gibi adalar vardır. Bu adalarda Mu’yla ilişkisi olduğu düşünülen tünel tapınak ve benzeri şeyler bulunmuştur.
Bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ü de meraklandırmıştır ve Tahsin Mayatepek’i bu konu ile ilgili araştırma yapması için Meksika’ya göndermiştir. Churchward’ın yazdığı kitapları da Türkiye’ye getirip tercüme ettirmiştir. Bu kitaplar Atatürk’ün vefatından sonra, önce Türk dil kurumu arşivine sonra da Anıtkabir kitaplığına alınmıştır.

Mu kıtasında yaşayanlar ise Mu dinine inanıyordu. Mu dini tanrının tek olduğuna, ruhun ölümsüz olduğuna ve sürekli doğmak inanışlarına dayalıdır. Günümüzde bilinen en eski din olduğuna ve diğer dinlerin de bundan beslendiğine inanılıyor.
Mu dini tanrıyı Güneş ile sembolize etmekte ve Mu’ya Güneş imparatorluğu denilmekteydi. Güneşe de Ra ismini vermişlerdi.
Tabletlere ve spiritüalist kaynaklara göre Mu medeniyetindeki insanların telekinezi, astral seyahat ve telepati gibi zihinsel yeteneğe sahip oldukları görülmektedir.
Antik astronot teorisine göre Mu Medeniyetinin çok gelişmiş bir medeniyet olduğu ve bunun sebebi olarak da Mu medeniyetinde yaşayan insanların Sirius yıldızından geldiği ve belki de bizleri yaratmış olduğu düşünülmektedir.
Mu’da imparatorluğun kralı olan kişi yaşayan en bilge rahip olmak zorundaydı. Eski kaynaklara bakıldığında ise bu kişiye güneşin oğlu anlamına gelen Ra Mu dendiğini görmekteyiz.
Ra Mu tanrının yeryüzünde bir temsilcisi olarak halk tarafından seçilirdi.
Mu eyaletinde 4 farklı ırk yaşamaktaydı ve bu ırklar Mu’ya Sirius’tan geldiklerine inanıyorlardı.
Mu teorisini destekleyen eski kaynaklar dünyanın dört bir yanından çıkmıştır ve bu yüzden de oldukça kafa karıştırıcı bir durumdur. Bu önemli kaynaklar ise Mexico Museum, British Museum ve Madrid Museum gibi yerlerde korunmaktadır.
Ayrıca Mu teorisinin güçlendiren Yucatán’da Mu kıtası anısına inşa edildiği ileri sürülen Uxmal tapınağı da bulunmaktadır. İddiaya göre de bu yazıtlarda “Geldiğimiz yer olan batan uygarlık anısına inşa edilmiştir” yazmaktadır. Bu mantıkla da çoğu kavim, tapınaklar inşa etmiştir.
Son olarak Churchward’ın kitaplarında en çok dikkat çeken konu Adem ve Havva, Adem ve Eve gibi aynı hikayeleri neredeyse aynı isimlerle buluyor olmamızdır. Aynı hikayelerin, farklı toplumlarda aynı şekilde aktarılıyor olması hikayelerin çıkış noktasının tek bir yer olduğu fikrini güçlendiriyor.
Her ne kadar Mu efsanesi önemli bir yer de olsa, buna dayalı eski kaynaklar ve efsaneler yer alsa da levha tektoniğine ve jeologların söylediğine göre mu kıtasının yok olmuş olması pek de mümkün görünmüyor.

YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz