Karar Vermezsen Sömürülürsün

Bilgide, insan ilişkilerinde ,ekonomik fırsatlarda eskiden nadiren rastlayabildiğimiz,rastlamış olmayı bir fırsat olarak gördüğümüz hemen hemen her şeye artık çokça sahibiz. Çünkü devasa bir çokluk evrenindeyiz.

Arzuları sınırsız ve neredeyse kaynaksız bir dünyada yüz binlerce yıl hayatta kalmış olan ataların açlıklarını bugün doyurmaya çalışıyoruz. Güvenliğe olan,kaynağa olan, besine olan, imkana olan,seçeneğe olan, kalabalığa olan, kalabalığın yarattığı o güce olan arzuyu doldurmaya çalışıyoruz.

Üretim bant hızı, teknolojik ilerleme ya da hayatımızı değiştirme ritmimiz..

Bunların hiçbiri normal değil. Sürekli daha hızlı bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama niye bu kadar hızlanmamız gerektiğini düşünecek vaktimiz yok. O şeyleri büyütmek ,küçültmek, geliştirmek teknolojinin yaptığı bir şey ama bu, insana uygun mu diye sormak zarar vermeye başladığında ya da ergonomi sınırlarının dışına çıktığında aklımıza geliyor. Çünkü seçenek bolluğu bunaltıyor.

Mesela günümüzde satılan kimlik modelleri var. Fikir olarak sürekli lansmanı yapılan, itina ile gözümüze sokulan kimlik modelleri.

Dünyayı gezen, her yerde yiyen içen fotoğraf çeken, farklı kültürlerle tanışan bir adam. Belki onun yerine düzenli olarak çok okuyan çok yazan çok konuşan bir adam. Bir başkası sosyal kültüre çok ilgili, gece hayatı, yeni insanlarla tanışma isteği, sürekli bir sosyal medya sempatisi. Teorik olarak bu adamların hepsi olmak mümkün ama pratikte değil.

Bunların hepsini görmek ve fark etmek bir nimetten ziyade büyük bir külfet. Çünkü o eksiklik hissi tecrübe ile kapanmıyor. Hayata yeni başlayan ya da biraz geç başlangıçlar yapmak üzere yaşamaya devam eden insanlar üzerinde dışsal deneyim çokluğu çok büyük bir külfet. Yapamadıklarımız kalıyor hep aklımızda çünkü ataların bu rahatlığa, kaynağa ve kahramanlığa olan açlığı bir tramva ile kazınıyor kafamıza. Onu doyurabilmek mümkün değil. Bunların hepsi eskilerde hiç olmayan, yokluğu çekilen şeylerken bugün bolluğu içinde boğulduğumuz şeyler. Bugün geliştirilmesi gereken şey ” Ben nereye gidiyorum ve bu yolda bana ne lazım” düşüncesidir. Bunu geliştirebildiğin zaman kalıcı, sürdürülebilir, iz bırakan bir şeyler yapabiliyorsun. Aksi halde her an her şeyi yapabilirmişiz gibi gelen düşünceler içinde debeleniyorsun.

Bir aç tavuk ve buğday ambarı ikilemine benzetebiliriz bunu. Biz bir türlü doymayan bir canlıyız ama etrafımız hayalini kurduğumuz şeylerle dolu ve elimizi nereye atacağımızı şaşırmış durumdayız. Çevremizdeki herkesi doyuyor gibi görüyoruz. Yiyiyor ve doyuyor. Çünkü onlar bizim dikkatimizi çekiyor, onlar bizim dikkatimize veriliyor. Biz de maalesef o doyumu bir türlü yaşayamadığımız için hep bir eksiklik ve eziklik hissediyoruz . Burada da “Post Truth” hikayesi birleşiyor. Gerçeklik anlamını yitirip, estetize edilmiş imajlar,görüntüler, melodik formlarla birlikte sana gelince orada başka bir kurgu ve hikaye grubu olduğunu düşündürtüyor. Halbuki o bilinçli bir şekilde zincire dizilmiş estetize edilmiş bir kurgu formülü. Ama sen bakınca o bir bütün , o bir tammış gibi görünüyor. Aynada gördüğün şey ise hiç öyle değil. Çünkü hayat böyle bir şey değil. Görüntüde bunu analiz etmemiz kolay ama algılayıp o kafaya yerleştirmek çok zor.

Zor olanı benimsemek için önce karar vermek gerekiyor.
Karar vermek için anlamak gerekiyor.
Anlamak için sınırları zorlamak gerekiyor.
Sen sınırlarını zorlamazsan dünya üstüne çöker.
Eğer zorlayıp bir yol açarsan seçenek çoktur ya da hiç yoktur.
Gideceğin yol da sensindir, yaşayacağın hayat da.

 

 

 

 

Benzer bir yazı için : Sınırlar

 

 

 

 

Kaynakça

Why good decisions making helps

Top 10 ways to make better decisions

Karar vermezsen sömürülürsün

 

YORUMLAR

Sizin Düşünceleriniz